
Güzel bir filmdi. amerikanvari bir kolajlama, bu film için haksız bir betimleme olurdu.. belki o filmlere benzetilebilir.. bunu anlayabilirim, fakat bu karelerin ilk olarak amerikan yapımı duygusal filmlerde kullanılmış olması, bundan sonra dünya üzerinde yapılacak hiç bir filmde bu gidişatın "amerikanvari kareler" sıfatını almadan yayınlanamayacağı anlamına gelmemeli, the matrix'ten sonra bullet time tekniği kullanılan filmlerin, bu filmin kolajı olmadan yayınlanabildiği gibi.
çağan ırmak, bazı duyguları çok iyi gözlemleyip aktarabilme yeteneğine sahip. bu filmde de bunun etkilerini görebiliyoruz. bir erkeğin; evlilik, bağlanma, özgürlüğünü kısıtlama hissiyatını güzel yansıtmış örneğin. ama üzgünüm ki, cemal hünal pek iyi değildi bu konuda. mesela, gerçek hayatta belli tipler vardır, filmde yansıtılmaya çalışılan alper'in hayatını ciddi ciddi yaşarlar. güzel ve kazançlı bir mesleğe sahiptirler, arabaları gayet karizmatiktir, evleri post modern döşenmiştir. kısacası paçalarından fiyaka akar. bir de, alper gibilere özenen, onlar gibi olmaya çalışan çalışan, bunun uğruna sahte davranışlarla, tabiri caizse piç görünmeye çalışarak, kendi benliklerini bastıran tipler vardır. cemal hünal, öyle bir oynadı ki sanki alper gibileri yansıtacağına, farkında olmadan bu kitleyi yansıttı, ya da bana öyle geldi. bunun yanında, melis birkan güzelliğiyle ve sarkık göğüsleriyle dikkat çekti, oyunculuğuna da olumlu not verebilirim. oyuncuları kısa kısa geçiyorum, zira göze batacak bir performansları yoktu.. asıl değinmek istediğim nokta çağan ırmak. bu sebeple, geri dönüş yapıyorum ona..
yukarıda da demiştim, bazı duyguları çok iyi gözlemliyor diye. fakat gelgelelim ki, bu da tek başına yeterli değil tabi ki.. bu duyguları yakalamak ayrı bir yetenek, onları harmanlayabilmek ayrı bir sanattır. zaten, usta yönetmenin farkı da burada ortaya çıkar. gözlem; insani bir yetenektir ve yönetmenlik sanatı değildir, ama bunun için elzemdir. harmanlama ise yönetmeklik sanatıdır ve bir yönetmeni diğerinden ayırıcı niteliktedir. çağan ırmak, bu noktaya ulaşmaya çabalamalı bence. zira, çektiği filmlerde dayanmaya çalıştığı nokta, duyguları yakalayıp onları perdeye yansıtmak. bunları harmanlamayı da becerebilirse, dünya standartlarında bir yönetmen olur, fena da olmaz. bu haliyle, güzel sahneleri olan hoş bir film sadece.. fazlası değil.
bunun yanında, bohemliğin fazlaca gözüne vurulmuş olması da beni huzursuz edici noktalardan biriydi. allah aşkına, kaç insan evinde, eski 45'lik koleksiyonu yapıp, plakla müzik dinliyor bana söyler misiniz? hele ki, mersin'in bağrından kopup, babasının tarlasını zorla sattırıp "sadece bir kaç sene önce" istanbul'a gelmiş bir insanın, bu kısa zaman zarfında; evini post modern döşemesi, şarap içmekten ayrı bir zevk alması ve bu konuda seçici olması, evinde eski 45'liklerden nostaljik bir arşiv bulundurması size de saçma gelmiyor mu? bir insanın, bu saydıklarımdan zevk alabilmesi, bu tercihleri özgür iradesiyle yapabilmesi için, geçmişten gelen belli bir birikimi olması, bu tarz bir kültür ile az çok haşır neşir olmuş olması, örneğin 45'liklerden zevk alabilmesi için yetmişlerin hayatını az çok yaşamış olması, evini post modern döşemesi için de metropolit kültürden fazlasıyla etkilenmiş olması lazım. ama bu adam 30'lu yaşların ya başlarında, ya da daha oraya gelmemiş bile.. yani o bayıla bayıla dinlediği 45'liklerin piyasaya çıktığı vakit daha bebek, belki de henüz doğmamış. ayrıca istanbul'a sedece bir kaç sene önce gelmiş. bu yüzden (şahsi kanaatim), bu adam ya özenti, ya da kurgulanan karakter üzerinde pek fazla düşünülmemiş. evini post modern döşemesini de bir nebze anlayabilirim. hani, entele veren hatunlardan payını almak için yapılan bir girişim olarak algılayabiliriz bunu diyip yırtalım. neticede hayatını mersin'de geçirmiş bir adamın, bu tip "metropolitan" zevkleri edinmiş olmasının mantıklı tek açıklaması, onu başka bir amaç için kullanmak istemesi olarak açıklanabilir sadece. bunu anlayabilirim. fakat anlayamadığım nokta; bu adamın evinde, eski yaşamına ait tek izin, neden sadece annesinin ada'ya gösterdiği eski fotoğraflar olduğu. yani, bu adam babasından, anasından, abisinden hiç mi bir şey görmedi? hiç mi memleket toprağıyla yoğrulmadı? ki, kişiliğinin şekillendiği yılların tümünü taşrada geçirmiş biri için oldukça fazla metropolit bir tip bu alper. kendini eski yaşamından tamamen soyutlamış, gençlik yıllarındaki edinimlerini tamamen çöpe atmış bir adam olarak, filmde yansıtılandan da öte, oldukça derin sorunları da olmalı bu adamın.. kısacası, önceden de belirttiğim gibi; bu alper ya özenti, ya da üzerinde fazlaca düşünülmeden kurgulanmış bir karakter. bunun üzerine zayıf bir oyunculuk da eklenince, izlenmesi pek de hoş olmayan bir tip çıkmış karşımıza.
başka bir konu; duyguların, jest ve mimiklerin gözümüze gözümüze sokulması hastalığı. bu olay, neredeyse gelmiş geçmiş bütün türk filmlerinde, ne yazık ki, mevcut. kişioğlu hangi ruh haline girdiyse, o durumu o kadar göstere göstere yapıyor ki, inandırıcılıktan kilometrelerce uzaklaşıyor. örneğin, gurme amcamızın makarnayı yedikten sonraki surat ifadesi, ya da bıçkın delikanlımızın, berduş bir şekilde elinde sopayla, yaka bağır açık sahilde yürümesi. bir insan, ruh halini giyim şekliyle mi dışa vurur?
filmde gördüğüm elle tutulur tek içtenlik; annenin, sevgisini göstermeyi beceremeyen oğluna karşı davranışlarıydı. ben de aile ilişkileri bakımından aşağı yukarı aynı tipte bir adamım ve anneme karşı hemen hemen aynı soğuklukta davranırım. annem de o filmdeki anne gibi sürekli çırpınır durur benim için. bunun için sürekli kendimden utanıyorum ama durum böyle, bu ayrı bir konu. filmdeki ana-oğul ilişkisi de benim tipimdeki bir adamın annesiyle yaşadığı türden bir ilişkiyi yansıtması bakımından oldukça sağlam ve yerindeydi diyebilirim (evet, çok sıradan bir ana-oğul ikilisiyiz biz :)) bir de, unutmadan.. düğün sahnesi de oldukça "yerli" idi. bu da filmin artılarından biri, benim gözümde.
sonuç olarak; bir kaç sahnesiyle akıllarda yer edinebilecek, bunun dışında kısa bir aradan sonra unutulup gidecek bir film ıssız adam. zira, elindeki malzemeyi gişeye değil de içeriğe yönelik kullanmayı seçseydi çağan ırmak, çok daha güzel, çok daha oturaklı bir film yapabilirdi.

1 yorum:
evet. katiliyorum.
Yorum Gönder