
Parçayla veya Rolling Stones'la alakalı bir yazı bekliyorsanız çok beklersiniz. Hayır, Mick Jagger'dan da bahsetmeyeceğim. Hatta, yazının herhangi bir şekilde şarkıyla alakası yok. Başlık bulmakla vakit harcamak istemedim ve dinlemekte olduğum parçanın adını hemen başlığa yapıştırıverdim. Belki yazının geri kalan kısmında birkaç kelimeyle parçaya göndermede bulunabilirim veya yazıyı bir şekilde parçaya bağlarım. Böylece başlık da boşuna atılmış olarak durmaz. Bakalım, yazının gidişatı da nasıl olacak gerçi onu da bilmiyorum ama elbet bir yerden bir girizgah noktası buluruz.
Hmm... Neden bahsetsem.. Yarın bayram, mesela. Şeker veya Ramazan ne farkeder, bayram değil mi, insanlar bir araya gelmiyor mu (geliyor mu?) Güzel geçmesine kendimizi şartladığımız bir günü, üç beş densizin kendince yaptığı kavram tartışmasına kurban etmeye hiç niyetim yok........
..........
............................
Hala ne yazmak istediğim hakkında bir fikrim yok.. Gerçi çoğu şey hakkında bir fikrim yok. Örneğin, ne istediğim hakkında en ufak bir fikrim yok. Ne meslek yapmam gerektiği hakkında bir fikrim yok, ki işin komik tarafı bunu söyleyen meslek sahibi bir adam. Hem de hayat garantili! Sadece..... Tarzım değil. Fiziksel açıdan sorunum olmamasına rağmen, düşünsel anlamda pek de kesişmiyoruz mesleğimle. Milyarlarca insanın da bu konuda muzdarip olduğunun farkındayım. Hepsi sistemin suçu, Cliff ölünce Metallica da bitti abi zaten. (aha kayış koptu) İşin garip tarafı, insan sevmediği mesleği yapmak zorunda kalabilir, sonuçta para kazanmak, yaşamını sürdürmek zorundadır, ama zorunlu olarak yaptığı işin yanında her zaman hayalinde bir meslek yatıyordur. Yani, "imkanım olsa şunu olurdum" gibi bir taslak vardır insanların kafasında. Bende o da yok işte. İmkanım olsa ne olacağım hakkında da bir fikrim yok. Mühendislik? Saçma. Bana, afedersiniz ama, çok büyük salaklık geliyor mühendislik. Hele ki, dereceye girip de mühendislik seçen güzel kardeşlerimi aklım almıyor. Üzülüyorum hatta o arkadaşlara. Neden mi? Çünkü en yüksek puanları alıp girdikleri üniversitelerini bitirdikten sonra binbir türlü hayalle, yüksek maaş, mesai sonrası eğlenceler, arabalar, motorlar, istediğin herşeyi elde edebilme hevesleriyle başladıkları serüvende, aynı ÖSS'de kendilerinden kat kat düşük puanlar alan işletmecilerin, iktisatçıların, ya da ÖSS'ye bile girmemiş kişilerin altında maaşlı işçi olarak çalışacakları gerçeğini henüz bilmiyorlar. Nereden bilsinler ki? Para mühendislikte zaten!
Bilmem farkına vardınız mı, ÖSS'de derece yapan gençlerin oldukça büyük bir çoğunluğu mühendislik fakültesi seçiyor. Ben merak ediyorum, acaba ne zaman kendi "isteğini" paranın önüne koyup da bir veterinerlik, bir aşçılık, bir konservatuar, bir öğretmenlik, bir havacılık seçecek gençlerimiz...
Para... Arkadaşlarım, para getirecek mesleği seçmekteki isteğinizi anlıyorum. Ama emin olun, gerçekte istediğiniz şeyin para olmadığını anlamanız çok fazla zamanınızı almayacak. Kendimi koyuyorum ortaya. Maddi açıdan sıkıntım yok. Küçükken sahip olmak isteyip de maddi durumumuzun almamıza izin vermediği şeyleri şimdi rahatlıkla alabiliyorum. Rahatlıkla bir ev kurabilir, hayatıma belli bir standart çerçevesinde devam edebilirim. Ama mutlu muyum? Kesinlikle hayır. Mutlu olabilmem mümkün mü? Pek değil.
Peki mutlu olmak kolay mı? Aslına bakarsanız mutluluk süregelen bir durum değildir, sadece mutlu "an"lar vardır ve bu anlar hayalini kurduğumuz bir gelecekte veya geçmişteki bazı belli noktalardadır. Şimdi ise mutlu değilizdir. Çünkü mutluluk, insanın iradesiyle uyum içindedir ve, yapısı gereği, iradesiyle uyumlu olan hiçbirşey insanın dikkatini çekmez. Bu yüzden mutlu olduğumuz zamanların farkına pek varmayız. Şayet bir şey dikkatimizi çekiyorsa, hayatın normal akışından bizi ayırıp zamanımızı ona harcamaya yöneltiyorsa, bir yerde bir şey "farklıdır". Bu, herşey olabilir ama mutluluk değildir. Tatminsizlik de buradan geliyor. Mutluluğumuz kısa sürüyor hep ve beklentilerimizin hep altında kalıyor farkındaysanız. Acı ise tam tersi, oldukça uzun ve tahminlerimizin ötesinde çıkıyor karşımıza genellikle. Örnek olarak, avını parçalayıp yiyen bir avcının aldığı tatmin duygusu ile avın parçalanmakta iken çektiği acıyı karşılaştırabiliriz. Ya da, ağrıyan dişimizin verdiği sancıyı tüm benliğimizle hissederken, vücudumuzun geri kalan kısmının sağlıklı oluşu, pek umrumuzda olmaz.
Bu yüzden, sahip olduğumuz sürece hayattaki en büyük üç mutluluğu, yani gençlik, özgürlük ve sağlığı fark etmeyiz. Ne zaman bunları kaybederiz, o zaman farkına varırız değerinin, ki bu farkındalık da zaten bunların yokluğu yüzündendir. Alışılmış şeylerdir bunlar. Genç iken gençliğimizin, sağlıklı iken sağlığımızın, özgür iken özgürlüğümüzün farkında değilizdir, çünkü bunlara alışmışızdır ve nasıl ki; bir alışkanlığı zorla terketmek dayanılmaz bir acı veriyorsa(örn. sigara) bu alışılagelmişliğin verdiği aşırı duyarsızlık da alışkanlık durumu ortadan kalktığında aynı oranda acıya dönüşür.
Mutluluk zor be dostlar... Hele ki; hayat her zaman istediğiniz şeyi vermiyor ise(size bir yerde bağlayacağımı söylemiş miydim? :) ) mutlu olmanız daha da zorlaşıyor...

1 yorum:
İstediğim bölümü seçmiş ve bitirmiş birisi olarak mutluyum snotcan. İşin enteresan tarafı çevre mühendisliğini bilerek ve isteyerek seçmiş olmam.
İnsanlar farklıdır dostum. Sen kaç tane insan tanıyorsun ailesine kafa tutup onların istedikleri dışında meslek seçen? Avukatlıpa yatkınken sayısal bölüm seçip doktor olan? Yanlış tercih hepsi. Ama artık böyle şeyler pek olmaz zira bizim nesil kendi büyüklerine nazaran daha bilinçli. Geleceği biz kuracağız dostum. Ebeveynler değil
Yorum Gönder